Alibey Mahallesi Alibey Çeşme Sk. No:26 Silivri/İSTANBUL
trende

Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in Mübârek Nesebi

05.07.2019
90
Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in Mübârek Nesebi

İnsanların hidâyeti için peygamberler gönderen Allah Teâlâ her topluluğa kendi içinden[1] ve şecere-i nesebi (soyağacı) bilinen kimseleri peygamber olarak göndermiştir. Nitekim bu husus birçok âyet-i kerîmede falanca beldeye “onların kardeşi olan” falanca kimseyi peygamber olarak gönderdik veya falanca peygamberi “kendi kavmine/topluluğuna” peygamber olarak gönderdik[2] şekilde ifade edilmektedir. Bu şekilde gönderilen peygamber hem kavminin âdet ve örfüne vâkıf olmakta hem de kendi kavmi tarafından nesebine söz söylenmekten de beri olmaktadır.

Ebû Süfyân (Radıyallâhu Anh)ın Müslüman olmadan önceki döneminde Bizans imparatoru Hirakl’in (Herakleios/Hirakliyus) Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) hakkındaki sorularına verdiği cevapları aktaran rivayete göre; Hirakl, Ebû Süfyân (Radıyallâhu Anh)a, Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in nesebini sormuş, Ebû Süfyân (Radıyallâhu Anh) da: “O, aramızda köklü (nesebi olan) birisidir” şeklinde cevap vermiştir. Ebû Süfyân (Radıyallâhu Anh)ın bu cevabı üzerine Hirakl: “Peygamberler de zaten bu şekilde kavimlerinin köklü (nesebi olanlarının) aralarından gönderilir” şeklinde karşılık vermiştir. Ebû Süfyân (Radıyallâhu Anh)ın vermiş olduğu cevaplar karşısında Hirakl, onun gerçek peygamber olduğunu itiraf etmek zorunda kalmıştır.[3]

Diğer taraftan gerek Kureyş müşrikleri ve gerekse Medine-i Münevvere’de bulunan münâfıklar Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in maruf nesebine dil uzatmaya imkân bulamadıkları için zaman zaman onu meşhur atalarına nispet etmek yerine annesi Âmine’nin babası Vehb ibni Abdümenaf’a nispet etmişlerdir. Vehb ibni Abdümenaf’a nispet ederken de onun meşhur ismini değil; ismi yerine, bilinmeyen “Ebû Kebşe” künyesini kullanarak nispette bulunmuş, Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) için, “İbn Ebî Kebşe” (Ebû Kebşe’nin oğlu/torunu) yakıştırması yapmışlardır.[4]

Peygamberlerin neseben köklü soydan ve şerefli ailelerden seçilmesinin hikmetini ise İmam Nevevi (v. 676) şu şekilde açıklamaktadır: Nesep bakımından şerefli olan kimsenin batıl ve yalana yönelmesi diğer kimselere itibarla daha uzak bir ihtimal olup böyle kimselere insanların tabi olması ise daha yakın bir ihtimaldir.[5]

Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in Nesebi İle İlgili Eserler

İslâm dininin nesep bağına atfettiği önemi de göz önünde bulundurarak âlimlerimiz, siyer kitaplarında Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in temiz nesebi ile ilgili detaylı bilgi vermişlerdir. Ayrıca konunun ehemmiyetine binaen bu hususta müstakil eserler de kaleme alınmıştır. Kemalüddin İbnü’l-Enbârî’nin (v. 577) el-Cevhere fî Nesebi’n-Nebiyyi ve Ashâbihi’l-Aşere; İbn Ferhûn el-Kurtubî’nin (v. 746) Tevârihü’l-Ahbâr ve’t-Târif bi Nesebi’n-Nebiyyi’l-Muhtâr ve Cemâlüddîn Yûsuf ibni Abilhâdi el-Makdisî’nin (v. 909) eş-Şeceretü’n-Nebeviyye fî Nesebi Hayri’l-Beriyye ismindeki eserleri bu alanda yazılan onlarca eserden birkaçını teşkil etmektedir.[6]

Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in Seçilmiş Nesebi

Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Araplar arasında nesep bakımından maruf ve köklü bir ecdaddan gelmekle beraber pâk ve tertemiz bir şecere-i nesepten (soy ağacından) gelmekteydi. Nitekim Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bağlı bulunduğu atalarının şecere-i nesebi hakkında şöyle buyurmaktadır: “Nikâh(la olan birliktelik) neticesinde dünyaya geldim. Âdem (Aleyhisselâm)dan itibaren anne-babamın beni dünyaya getirmesine kadar süreçte arada herhangi bir zina vuku bulmamıştır. Benim nesebime Cahiliye’nin gayrimeşru ilişkilerinden herhangi biri dokunmuş değildir.”[7]

İmam Müslim’in Sahîh’inde rivâyet ettiği diğer bir hadîs-i şerîf ise şu şekildedir: “Allah Teâlâ, İsmail (Aleyhisselâm)ın oğulları arasından Kinâne’yi seçti, Kinâne’den de Kureyş’i seçti, Kureyş arasından ise Hâşimoğullarını seçti, Hâşimoğullarından ise beni seçti.”[8]

Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in Şecere-i Nesebi (Soyağacı)

Nesep âlimleri temelde Arapların iki ayrı koldan geldiğini kabul etmektedirler. Bunlardan birincisi Kahtânî kolu olup bu koldan gelen Araplara Arab-ı Arba/Aribe/Hulles adı da verilmektedir. Yemen Araplarının atası olan Kahtân’ın, Hazreti Nûh (Aleyhisselâm)ın oğlu Sâm’ın soyundan geldiği hususunda nesep âlimleri arasında ittifak bulunmaktadır. Ancak Kahtân ile Sâm arası için bir ittifak bulunmamakta ve bu hususta farklı şecere-i nesepler (soyağacı) zikredilmektedir.

Diğer kol ise Adnânî kolu olup bu koldan gelen Araplara Adnânîler denildiği gibi Arab-ı Müstârebe/Mütearribe adı da verilmektedir. Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in yirmi birinci kuşaktan atası olan Adnan, Hazreti İbrahim (Aleyhisselâm)ın oğlu Hazreti İsmail (Aleyhisselâm)ın soyundan gelmektedir. Ancak Adnan ile Hazreti İsmail arasında kalan kısımda bir ittifak bulunmamakta olup farklı isimler zikredilmektedir.

Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) kendi nesebini Adnan’a kadar saydığı ve devamı için ise şöyle buyurduğu rivâyet edilmektedir: “Nesepciler yalan (veya yanlış) söylemektedirler. Allah Teâlâ: ‘Bunlar (Âd, Semûd ve Resliler)[9] arasında nice nesilleri inkârları sebebiyle helâk ettik’ buyurmaktadır.”[10] Diğer taraftan aynı ifade Hazreti İbni Abbâs ve Hazreti İbn Ömer (Radıyallâhu Anhum)dan da nakledilmektedir.[11]

Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)den yirminci dedesi olan Adnan’a kadar olan şecere-i nesebi (soy ağacı) ise şu şekildedir:

Hazreti Muhammed Mustafâ (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem);
1 Abdullah; 2. Abdülmuttalib; 3. Haşim; 4. Abdimenaf; 5. Kusay; 6. Kilab; 7. Mürre; 8. Kab; 9. Lüey; 10. Galib; 11. Fihr; 12. Malik; 13. en-Nadr; 14. Kinâne; 15. Huzeyme; 16. Müdrike; 17. İlyas; 18. Mudar; 19. Nizar; 20. Madd; 21. Adnan.[12]

Dipnotlar


[1] Bkz. Yûnus Sûresi: 74; Rûm Sûresi: 47.
[2] Örnek olarak bkz. A‘râf Sûresi: 59, 65, 73 ve 85; Hûd Sûresi: 25, 50, 61 ve 84; Mü’minûn Sûresi: 23; Neml Sûresi: 45; Ankebût Sûresi: 14 ve 36; Nûh Sûresi: 1.
[3] Sahîh-i Buhârî, No. 7, 2941, 4553; Sahîh-i Müslim, c. 3, s. 1393-1396.
[4] İbn Battâl, Şerhu Sahîhi’l-Buhârî, c. 1, s. 50; Kâdî İyâz, İkmâlü’l-Mulîm bi Fevâid-i Sahîh-i Müslim, c. 6, s. 122. Rivâyetler için bkz. Müsnedü Ahmed ibni Hanbel, Hadîs-i Şerîf No. 2609; Müsnedü Ebî Dâvûd et-Tayâlisî, Hadîs-i Şerîf No. 293; Sahîh-i ibn Hibbân, Hadîs-i Şerîf No. 428; Ebü’l-Kâsım et-Taberânî, el-Mu‘cemu’l-Kebîr, Hadîs-i Şerîf No. 4119; Musannef-i Abdirrezzâk, c. 5, s. 326, Hadîs-i Şerîf No. 9719; Tefsiru İbn Cerîr et-Taberî, c. 14, s. 648, İsra Sûresi, 60. âyet-i kerîme tefsiri; Tefsîru İbn Cerîr et-Taberî, c. 23, s. 436, Müddessir Sûresi, 30. âyet-i kerîme tefsiri; Fakihî, Ahbâru Mekke, No. 1362.
[5] İmam Nevevî, el-Minhâc Şerhu Sahîh-i Müslim ibni el-Haccâc, c. 12, s. 105. Ayrıca bkz. Ebü’l-Abbâs el-Kurtubî, el-Müfhim lima Eşkele min Telhîs-i Kitâb-i Müslim, c. 3, s. 605; İbnü’l-Mülakkın, et-Tevdîh li-Şerh-i Câmi‘i’s-Sahîh, c. 2, s. 394; Molla Gürânî, el-Kevserü’l-Cari ilâ Riyâd-i Sahîhi’l-Buhârî, c. 1, s. 53.
[6] Bkz. Salâhuddîn el-Müneccid, Mucemu Ma Üllife an Rasülillahi Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem, s. 43-46.
[7] Musannef-i İbn Ebî Şeybe, Hadîs-i Şerîf No. 32298; Ebü’l-Kasım et-Taberânî, el-Mu‘cemu’l-Evsat, Hadîs-i Şerîf No. 4728; er-Ramehurmuzî, el-Muhaddisu’l-Fasıl, s. 470; İbn Hacer el-Askalânî, el-Metâlibu’l-Âliye, Hadîs-i Şerîf No. 4210; el-Heysemî, Mecma‘u’z-Zevâid, c. 17, s. 65; İbn Kesir, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 362.
[8] Sahîh-i Müslim, c. 4, s. 1782.
[9] “Âd”, “Semûd” ve “Res”, İsmail (Aleyhisselâm)dan önceki dönemde yaşayan Arap topluluklarıdır.
[10] İbn Sa‘d, et-Tabâkât, c. 1, s. 38.
[11] Süheylî, er-Ravdu’l-Ünf, c. 1, s. 34; Ayrıca bkz. ez-Zehebî, Siyeru A‘lâmi’n-Nübelâ, Siyer bölümü, c. 1, s. 29-30.
[12] İbn Sad, et-Tabâkât, c. 1, s. 37.

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Derneğimiz Hakkında Daha Fazla Bilgi Almak İçin Bizi Arayabilirsiniz: